• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ersan.ergur
  • https://twitter.com/ersanergur

 

 

Takvim
MAKALELER VE YAZILAR
Site Haritası

28. Şubat ve Gölgesinde Bir Cemaat…

28. Şubat ve Gölgesinde Bir Cemaat…

            İskilipli Atıf Hoca Efendiyi duymayanımız yoktur. Üstad Bediüzzaman’ ın (RA) da eserlerinde belirttiği ve istemeyerek takanlar müstesna takanların belki de kâfir olacaklarını beyan ettiği şapka ile alakalı olarak yazdığı Frenk Mukallitliği eserini yazdığı gerekçesi ile yargılanarak idam edilen bir İslam Âlimi ve dahi mücahidi.

            Üstelik Frenk Mukallitliği eserini daha şapka kanunu çıkmadan bir buçuk yıl önce yazmış bir âlim. Ama rejim devamını ve inkılâbını oturtmak için hile ve cebir ile bir insanı göz göre göre halka ve ulemaya gözdağı verircesine idam etmiş.

            Yine aynı şekilde arşivler gerçek manada açıldığında menemen hadisesinde din lehinde ayaklandığı söylenen dervişlerin gerçekte birkaç sarhoştan ibaret olduğu dahi görülecektir. Bunu 1999 yılında bir iş için Menemende kaldığım süre zarfında bölge halkından dinlemişimdir.

            Hilafetin kaldırılışı dahi yine hile ve yalanlarla olmuş önce kaldırılmayacağına ve Osmanlı Padişahlarının korunacağına tüm halk ve mebuslar inandırılmıştı. Sonrasında hile ile olanlar malum. Kimse sesini çıkaramamış.

            Son günlerde tartışılan Dersim olayları bir başka hile. Bizzat Atatürk’ün olaylara müdahil olduğu ve Seyit Rıza’nın Diyarbakır’a giderken Elazığ sınırlarında Atatürk’le görüştürüldüğü ve ona tabii olmadığı gerekçesi ile yine teslim olduğunda öldürülmeyeceği teminat altına alınmasına rağmen sahte ve iftira dolu hadiselerle idam edilişi.

            Nihayetinde geçmiş nesilden ziyade şu anda hayatta olan neslin şahit olduğu 12 Eylül darbesi için oynanan senaryolar ve sonrasında Sivas hadiseleri ve Danıştay olayları ila ahir…

            Tüm bu olaylar göstermektedir ki 1923 ten sonra özellikle ikinci meclisten sonra yeni kurulan rejim varlığını ve inkılâplarını bir hile ve korku ile sağladığı baskısal ve totaliter bir sistemle devam ettirmektedir.

            Rejimin ilk faili meçhul cinayeti ise Trabzon Mebusu Ali Şükrü Beyin öldürülmesidir.

            İşte buraya kadar anlatılanlar ve daha binlerce hadise göstermektedir ki özellikle Müslümanların ve dini grupların üzerinde oynanan oyunlarla bugüne kadar gelinmiştir.

            En nihayetinde 1996 yılının Aralık ayında tarihe Kadıköy hadisesi olarak geçen Aczmendi hadisesi. Aslında 1986 yılında Risale-i Nur dan esinlendiklerini ve kendilerine Nurcu diyen ve İslam’ın unutturulmuş olan şiar meselesi kıyafeti ile kendilerini gösteren. Sakal, sarık, cübbe ve asa ile dikkatleri çeken bir cemaat.

            Üstelik öyle bir cemaat ki Tekke ve Zaviyelerin kapatılması kanununa rağmen dergâhlarının kapısına “Dergâh” levhalarını asacak kadar kendilerine güvenen bir cemaat. Daha 28 Şubat süreci yokken. İlk kez 1989 yılında Elazığ da bulunan dergâhlarına asmışlar ilk tabelalarını.

            20 Ağustos 1992 yılında Aktüel dergisi yaptığı bir röportaj da “İslam’ın Ayak Sesleri” diye manşet yapmış. Demek 28 Şubat eseri ortada yokken var olmuş ve kendisini bir nevi İslam’a feda etmiş bir grup fedakâr insan. Asr-ı Saadet misali çıkmışlar yola…

            İşte tam burada olanlar olmuş, rejim birden ta eski günlerine dönü vermişti. İlk kurulduğu günlerde büyük bir hile ve öz veri ile imha ettikleri ve ortadan kaldırdıkları temel İslami değerler, yeniden mi canlanıyordu? Derhal bir şeyler yapılmalı idi. Ve öylede oldu.

            Kendi hallerinde, zenginlikten ve paradan uzak, medyası ve dayısı olmayan bu insanlar derhal imha edilmeli ve Müslümanlarında nezdinde küçük düşürülmeliydiler. On yıllarca süren ve yok edilen bu kıyafet ve simgeler tekrar canlandırılmamalıydı. Ülke, modern dünyada modern bir İslami anlayışla yerini almalıydı. Zaten yıllarca Süleyman Demirel mehdi olarak görülmemiş miydi? Aynı anlayışa sahip insanların nazarında bu küçük ve kıymetsiz cemaati gözden düşürmek hiçte zor olmayacaktı.

            İnsanlar o gün darbeci zihniyetin göstermek istediği kadarı ile gördü hadiseleri. Onlar nasıl görünmesini istedi ise öyle gördüler. Hal bu ki şer’i hükümler ve esaslar belli idi. Hangi müslümanla nasıl nikâhlanılacağı belli idi.

            Üstelik Sünneti seniyeyi rehber aldığını söyleyen bir hoca efendinin evine onun banyoda olduğu bir saatte sanki gayrimeşru bir iş yapıyormuş havası verilerek giriliyordu.

            Kimse bir müslümanın evine bu şekilde girilmesinin ahlaksızlığına, İslami kimliği olan bir insanın bu şekilde afişe edilmesine ses çıkarmamıştı. Herkes eline bir taş almış atıyordu. Çünkü hayırlı bir iş yapma hevesi sarmıştı onların tüm benliğini.

            Bu olayın nasıl bir komplo olabileceğini asla idrak etmek istemiyorlardı. Birden Üstad Bediüzzamanın O meşhur sözü aklıma geldi; ”Akılları gözlerinde olan avama ders veren fiildir.

            Hatta bazı dini gruplar işi daha da ilerletmiş ve Aczmendilerin mit tarafından kurulmuş bir örgüt olduklarını dahi ileri sürmüşlerdi. Evet dedim ya. Bu rejim hile, iftira ve komplolarla ayakta durmak yolunu hep rehber edinmişti kendisine. Onlar öylede bu tuzağa mütedeyyin insanların düşmesine şaşırmıştım aslında. Gerçi Süleyman Demirel’e mehdi misal sarılan insanlar bunu neden düşünme sinlerdi ki. Aslında o da gayet normal idi.

            Şimdi göreceğiz. Mitin kurduğu örgütü ve cemaati. İşte her şey soruşturulmaya başlandı. Bakalım Aczmendileri kim kurmuş. Ama merak ediyorum, ya onları mit kurmadıysa ya onlar karşıt bir örgüt değilse…

            Allah bizi lügat manasını idrak eden değil, gerçek hüsn-ü zan sahiplerinden eylesin. Amin.

                                                                                      Ersan Ergür
                                                                                      15.04.2012

Yorumlar - Yorum Yaz


Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.43545.4572
Euro6.19886.2237
Hava Durumu
Anlık
Yarın
10° 13° 8°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam22
Toplam Ziyaret82766
Saat