• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/ersan.ergur
  • https://twitter.com/ersanergur

 

 

Takvim
MAKALELER VE YAZILAR
Site Haritası

Mustafa Kemal Ve Gelecek Türkiye

1919 yılı Osmanlı hanedanına ve tebaasına umut yılı idi. Sultan Vahdettin iddia edilenin aksine gök gözlü paşa dediği Mustafa Kemal’i büyük umutlarla Anadolu’ya gönderiyordu. Tarih o yılları bizlere işgal kuvvetlerinin göstermek istediği gibi yazıldı. Bugün Samsun da tüm çıplaklığı ile demir atmış olan Bandırma vapuru her an batma tehlikesi ile karşı karşıya olan bir taka olarak anlatıldı.
Sözüm ona bir İngiliz savaş gemisi de onu engellemek için takip etmişti ama ne hikmetse yakalayamamıştı. O savaş gemisinin aslında Mustafa Kemalin vapuruna eşlik ettiği gizlenmişti.
Dedelerimiz o günkü şartlarda bir Osmanlı Paşasının nasıl olurda mürettebatı ile beraber böyle bir vapur edinebildiğini kavrayamamışlardı.
O gün Mustafa Kemalin yerinde kim olsa kendisini bahtiyar sayardı. Nitekim öylede oldu. Mustafa Kemal seçilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyordu. Vahdettin Osmanlının kaderini teslim ettiği paşasının gelecekte kendilerine karşı nasıl bir oyun içerisinde olacağını hayaline bile getirememişti.
İşte bugün gelinen nokta sıra dışı o programın sonucu idi. Ülkemiz ve bizden kopan irili ufaklı İslam topraklarının içinde bulunduğu kargaşa durumu maalesef o gün çizilmişti. İngilizler asrın oyununu oynamışlardı ve zaman gösterecekti ki bu planları başarıya ulaşacaktı.
O gün Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal Kuvayı Milliye harekâtı içerisinde Osmanlı sultanlarına karşı giriştikleri faaliyetlerini şimdi Anadolu topraklarında devam ettirecek ve üstelik bunu padişahın eli ile yapacaktı. Padişahın emri ile Anadolu’ya görevlendirilmesinin sonucudur ki tüm unsurlar Hilafeti Osmaniye’nin kurtuluşu için Samsun’dan Anadolu’ya geçen Osmanlı Paşasına tam bir teslimiyet ile destek vermişlerdi.
Mustafa Kemal’in içinde beslediği niyeti o günkü şartlarda Vahdettin’in kestirebilmesi mümkün değildi. Yüzyıllardır savaşçı ruhu ile Dünya siyasetini yönlendirmiş olan Türk Milleti ve kendisinden koparılan devletçikler işgal kuvvetlerince uzun süre silahla yönetilemezdi. Silahsız olarak bu ülkeler işgal edilmeli ve sömürü altında tutulmalıydı.
Bu da ancak Osmanlı’dan sonra Hilafetten yoksun ve kukla yönetimler altında kurulacak küçük devletçikler ile mümkündü. Kendi iç dinamiklerinden yoksun bu devletlerin yönetimi böylelikle kontrol altında tutulabilecekti.
İşgal kuvvetlerinin İslam’ı tahrif etmek maksadı ile silah zoru ile başaramayacakları birçok hususun tatbik edilmesi daha rahat olacaktı. Nitekim öylede oldu. İngiliz’in ve dolayısı ile işgal kuvvetlerinin gerçekleştirmesinin mümkün olmadığı birçok mesele bu vesile ile hal yoluna sokuldu.
İçimizden biri olan Mustafa Kemal ile Hilafet kaldırıldı. Harf inkılabı yapıldı. Kılık ve kıyafet kanunu çıkarıldı. İslam’ın şiarı olan sarık ortadan kaldırılarak şapka giyime zorunluluğu getirildi. Alnı secdeye giden Müslüman’ın secde ile alnı arasına bir siper konuldu.
İngilizler tüm bunları daha kurtuluş savaşı öncesinde planlamak suretiyle kendilerine hizmet aileleri belirleyerek başardı. Onları Osmanlıya karşı ayaklandırarak Osmanlı’nın Arapları yeniden yönetimleri altına alacak diyerek kışkırttı. Böylece ümmet arasına menfi milliyetçilik anlayışı yerleşmiş oldu. Bu kukla aileleri isyana teşvik eden İngiliz’ler bu kez dönüp kurtuluş ordusuna; “Araplar sizi arkadan vurdu” diyerek ilk nifak tohumlarını ekmeyi başardılar.
Kitabı bir, peygamberi bir, kıblesi bir olan bu toplumu bir birine karşı kışkırtmayı yeterli değildi. Buna ilave olarak gelecekte Türkiye’nin yeniden ayağa kalkmasını engellemek maksadı ile Türklük ve Kürtlük ideolojilerinin tohumlarını ektiler. Mustafa Kemal’e “Ne Mutlu Türküm Diyene” dedirterek Kürtler tahrik edildi. Aslen bir Kürt olan Ziya Gökalp’e de Türkçülük yaptırarak karşısında Kürtçülük akımının doğmasını sağladılar. Bu kargaşa on yıllarca Türkiye’yi sıradan 3. Dünya ülkeleri konumunda tutmaya vesile oldu.
Yatırımlar batılılaşma adı altında batıya kaydırıldı. Şark vilayetleri yatırımlardan mahrum bırakıldı. Fikri bozuk kamu görevlileri için şark bir sürgün yeri oldu. Böylece eğitimden ve öğretimden yoksun bu halk devlet ile karşı karşıya getirildi.
Vefatı ile hiçbir devlet başkanına yapılmayan kabir ona yapıldı. Ulu önder denilerek Mustafa Kemal tabulaştırıldı. Ülkede karanlık dönemlerin din kisvesi ile geldiği vurgulanmak suretiyle Muhafazakâr ve Kemalist bir yapı ortaya çıkarıldı. Ve bu iki yapı sürekli karanlık ve aydınlık adına birbiriyle mücadele ederek ülke içerisinde karışıklık canlı tutuldu. Ülkeyi çağdaş ve modern bir ülke yapacağız diyen Kemalist yapının muhafızları konumunda ki ordu sürekli darbelerle demokratikleşmeden ve saniyeden ülkeyi mahrum bıraktı.
Bütün bunlara rağmen bugün gelinen nokta göstermektedir ki bu toplum kardeşlik bağı içerisinde çalışmak suretiyle dünya devletleri arasında yer alabilecektir. Tüm uğraşlara rağmen halk bu adımı atmak istiyor. İnsanlar ülkenin dört bir yanından gelen şehit haberlerinden bıktı. Analar artık ağlamak istemiyor. Üstelik hemen yanı başında yüzbinlerce insanın zulme uğraması ve öldürülmesi bardağı taşıran son damla oldu.
Ülkemizde son günlerde meydana gelen cemaat ve terör eylemlerinin arka planında bu gidişe dur demek var. Ama artık çok geç. Kader bu kez yönünü bizden yana çevirdi. Yaptıkları her plan, kurdukları her tuzak kendi başlarına patlayacak. Türkiye bu işten Dünya lideri ve İslam birlikteliğinin katalizörü olarak çıkacak.
Sanırım biraz daha sabırlı ve fedakâr olmak zamanı. Gerisi kendiliğinden gelecektir.
19.10.2014

Yorumlar - Yorum Yaz


Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.43545.4572
Euro6.19886.2237
Hava Durumu
Anlık
Yarın
10° 13° 8°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam22
Toplam Ziyaret82766
Saat